logo
  • Fatih Mh. Koray Sk. No:30 Selçuklu / KONYA
  • info@envirocevre.com
+90 332 324 00 60 (pbx)


Sıkça Sorulan Sorular

ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi)

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED), planlanan bir projenin çevre üzerindeki olası etkilerinin önceden belirlenmesi ve değerlendirilmesi sürecidir. Amaç, çevreye zarar verebilecek etkilerin proje başlamadan önce tespit edilmesi ve gerekli önlemlerin alınmasıdır. ÇED süreci, ÇED Yönetmeliği kapsamında yürütülür ve çevre koruma ilkesinin temel araçlarından biridir.

ÇED Yönetmeliği Ek-1 ve Ek-2 listelerinde yer alan projeler ÇED sürecine tabidir. Sanayi tesisleri, enerji projeleri, madencilik faaliyetleri, altyapı yatırımları ve bazı tarım projeleri bu kapsama girebilir. Projenin kapasitesi ve çevresel etkisi ÇED sürecinin türünü belirler.

“ÇED Olumlu Belgesi Ek-2 (ÇED Gerekli Değildir)” kararı, projenin çevre üzerinde önemli bir etki yaratmayacağının değerlendirilmesi sonucunda verilen resmi karardır. Ancak bu karar, projenin çevre mevzuatından muaf olduğu anlamına gelmez. İşletme diğer çevre izin ve yükümlülüklerine uymak zorundadır.

Hayır. ÇED Yönetmeliği kapsamındaki projeler için ÇED süreci tamamlanmadan yatırım veya faaliyete başlanması mümkün değildir. Aksi durumda 2872 Sayılı Çevre Kanunu kapsamında idari yaptırımlar ve faaliyet durdurma cezaları uygulanabilir.

ÇED Raporu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş çevre danışmanlık firmaları tarafından hazırlanır. Rapor, teknik analizler, saha çalışmaları ve mevzuat değerlendirmeleri içerir ve Bakanlık tarafından incelenerek karara bağlanır.

ÇED sürecinin süresi projenin türüne göre değişmektedir. “ÇED Olumlu Ek-1” karar süreci 6 aydan 1 yıla kadar devam etmekle birlikte  “ÇED Olumlu Ek-2 (ÇED Gerekli Değildir)” karar süreci maksimum birkaç ayda tamamlanmaktadır. Süre; proje kapsamı, kurum görüşleri ve inceleme süreçlerine bağlı olarak değişkenlik gösterir.


Çevre İzin ve Lisans

Çevre izin ve lisans, işletmelerin çevreye olan etkilerinin kontrol altına alınması amacıyla verilen resmi yetkilendirmedir. Bu süreç; emisyon, atıksu deşarjı, gürültü ve derin deniz deşarjı konularında İzin, atık yönetimi/geri kazanımı/yakma vb. konularda Lisanslandırma yapılarak, tesislerin çevresel etkilerin mevzuata uygun şekilde yönetildiğini gösterir. 2872 Sayılı Çevre Kanunu ve ilgili yönetmelikler kapsamında yürütülür.

Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği Ek-1 ve Ek-2 listelerinde yer alan faaliyetleri yürüten işletmeler çevre iznine tabidir. Sanayi tesisleri, enerji üretim tesisleri, metal işleme, kimya ve benzeri çevresel etkisi yüksek sektörler bu kapsama girer.

Çevre izni; emisyon, deşarj, gürültü gibi çevresel etkilerin kontrolünü kapsarken, çevre lisansı atık geri kazanım, bertaraf veya işleme faaliyetlerini kapsar. Bir işletme faaliyet türüne göre hem izin hem lisans almak zorunda olabilir.

Süreç, işletmenin faaliyet bilgilerinin bakanlık sistemine girilmesiyle başlar. Ardından ilgili ölçüm ve belgeler hazırlanır, başvuru yapılır ve Bakanlık değerlendirmesi sonrası uygun bulunması halinde belge düzenlenir. Süreç, tesisin risk durumuna göre değişiklik gösterebilir.

Hayır. İzin kapsamındaki tesislerin çevre izni olmadan faaliyete devam etmesi 2872 Sayılı Çevre Kanunu kapsamında idari yaptırımlara, para cezalarına ve faaliyet durdurmaya neden olabilir.

Çevre izin belgeleri genellikle 5 yıl süreyle geçerlidir. Süre sonunda tesisin faaliyetlerinde değişiklik olup olmadığı değerlendirilerek yenileme işlemleri yapılır. Süreç boyunca işletmenin mevzuata uyumlu kalması zorunludur.

Ayrıca; geçerlilik süresi içinde; tesiste meydana gelebilecek Kapasite artışları(1/3 oranının üzerinde) ve/veya proses ilaveleri de İznin yenilenmesini gerektirebilecek durumlardır ve bu durumda süre bitimi beklenmeden başvuru yapılması gerekmektedir.


Atık Yönetimi

Atık yönetimi; atıkların oluşumundan bertarafına kadar çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek şekilde yönetilmesini kapsar. 2872 Sayılı Çevre Kanunu ve Atık Yönetimi Yönetmeliği kapsamında atıkların kaynağında azaltılması, ayrı toplanması, geri kazanılması ve uygun şekilde bertaraf edilmesi esas alınır.

Atıklar genel olarak tehlikeli, tehlikesiz, ve özel atıklar şeklinde sınıflandırılır. Sınıflandırma, Atık Yönetimi Yönetmeliğinde yer alan Atık Listesi (atık kodları) esas alınarak yapılır ve her atığın yönetim yöntemi bu sınıfa göre belirlenir.

Tehlikeli atık; insan sağlığına veya çevreye zarar verebilecek özelliklere sahip, yanıcı, toksik, korozif veya reaktif atıkları ifade eder. Bu atıkların taşınması, depolanması ve bertarafı özel kurallara tabidir.

Atık üreticileri, atıklarını kaynağında ayrı toplamak, lisanslı firmalara teslim etmek, kayıt altına almak ve Atık Yönetim Uygulaması (MoTAT/Atık Beyan Sistemi) üzerinden bildirim yapmakla yükümlüdür.

Atık beyanı, işletmelerin yıl içinde oluşan atık miktarlarını elektronik sistem üzerinden bildirmesidir. Tehlikeli ve tehlikesiz atık üreten tüm işletmeler her yıl Mart Ayı sonuna kadar bu beyanı yapmak zorundadır.

Atıkların geri kazanımı, doğal kaynak tüketimini azaltır, çevresel kirliliği önler ve ekonomik değer oluşturur. Mevzuat, geri kazanımın bertarafa göre öncelikli olduğunu açıkça belirtmektedir.


Hava Emisyonu

Hava emisyonu, tesislerdeki üretim, yakma, proses veya enerji kullanımı sonucu atmosfere salınan gaz, partikül ve kirleticileri ifade eder. Bu emisyonlar, Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği kapsamında kontrol edilir ve sınır değerlerin altında tutulması zorunludur.

Emisyon ölçümleri, tesislerin baca gazı salımlarının mevzuatta belirtilen limitlere uygun olup olmadığını belirlemek için yapılır. Bu ölçümler yetkili çevre laboratuvarları tarafından gerçekleştirilir ve çevre izin süreçlerinde zorunlu bir raporlamadır.

Baca emisyonu oluşturan sanayi tesisleri, yakma sistemleri ve proses ekipmanları bulunan işletmeler düzenli emisyon ölçümü yaptırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük çevre izin ve lisans sürecinin bir parçasıdır.

Evet. Çevre izin sürecinde, tesisin baca gazı emisyonlarının mevzuat limitlerine uygunluğunu gösteren ölçüm raporları zorunludur. Bu ölçümler yetkili çevre laboratuvarları tarafından yapılır.

Sınır değerler; tesisin faaliyet türü, yakıt kullanımı ve proses özelliklerine göre belirlenir. Her sektör için farklı emisyon limitleri uygulanmaktadır. Ana klavuz Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’dir.

Hayır. Emisyon değerlerinin mevzuata uygun olmaması durumunda çevre izin süreci tamamlanamaz. Tesisin gerekli iyileştirmeleri yapması gerekir.

Belirli kapasitenin üzerindeki tesislerde Sürekli Emisyon Ölçüm Sistemi (SEÖS) kurulması zorunludur ve çevre izin sürecinin bir parçasıdır.


Atıksu

Atıksu, evsel veya endüstriyel faaliyetler sonucu kirlenmiş ve alıcı ortama deşarj edilmesi gereken suyu ifade eder. Atıksuların yönetimi Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği kapsamında düzenlenmektedir.

Atıksu deşarj izni, işletmenin atıksularını alıcı ortama veya kanalizasyona belirlenen limitlere uygun şekilde verebileceğini gösteren resmi izindir. Bu izin olmadan deşarj yapılması yasaktır.

Evet. Atıksu deşarjı, çevre izin ve lisans sürecinde “deşarj” başlığı altında değerlendirilir. Alıcı ortama deşarj yapan tesisler izin almak zorundadır. Eğer kanalizasyona bağlantı var ise ilgili Sular İdaresi veya OSB Müdürlüğünden Kanalizasyon Bağlantı İzin Belgesi alınır.

Hayır. Deşarj izni olmadan atıksu boşaltımı yapılması yasaktır ve idari yaptırımlara tabidir.

Evet. Atıksu karakterizasyonu ve analiz raporları, çevre izin sürecinde, bağlantı izin belgesi süreçlerinde tesisin uygunluğunu göstermek için zorunlu belgeler arasındadır.

Atıksu karakteristiği deşarj limitlerini aşan tesislerde arıtma tesisi kurulması zorunludur. Aksi halde çevre izni veya bağlantı izin belgesi alınamaz.

Limitler, alıcı ortam türüne (kanalizasyon, yüzey suyu vb.) ve sektör bazlı kriterlere göre mevzuatta tanımlanmıştır. (Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği, ilgili Belediyelerin ve OSB Müdürlüklerinin özel Yönetmelikleri vb)


Gürültü

Çevresel gürültü, sanayi tesisleri, ulaşım ve diğer faaliyetler sonucu oluşan ve insan sağlığını etkileyebilecek düzeydeki sesleri ifade eder.

Evet. Tesisin faaliyetlerinden kaynaklanan gürültü seviyesinin mevzuata uygun olduğunu gösteren ölçüm raporları izin sürecinde istenir. Her tesis için gürültü konulu çevre izni alınmasına gerek bulunmamakla beraber, Mevzuatta muafiyet getirilmeyen ve hassas alanlara yakın işletmelerde gürültü izni zorunluluk haline gelebilmektedir.

Sınır değerler, alanın kullanım amacına göre (endüstriyel, ticari, konut vb.) ve günün zaman dilimine göre değişmektedir.

Evet. Limit aşımı durumunda tesisin çevre izin süreci olumsuz etkilenebilir ve düzeltici önlemler istenir.

Yetkili idare tarafından ölçüm yapılır, limit aşımı varsa işletmeden iyileştirme ve kontrol tedbirleri talep edilir.


BEKRA (Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi ve Etkilerinin Azaltılması)

BEKRA Yönetmeliğinin amacı, tehlikeli maddelerin bulunduğu kuruluşlarda meydana gelebilecek büyük endüstriyel kazaların önlenmesi ve olası kazaların insan sağlığı ile çevre üzerindeki etkilerinin azaltılmasıdır.

Yönetmelik Ek-1'de belirtilen eşik miktarlarda tehlikeli madde bulunduran kuruluşlar BEKRA kapsamına girer. Kuruluşlar, tehlikeli madde miktarlarına göre alt seviyeli veya üst seviyeli kuruluş olarak sınıflandırılır.

Alt seviyeli kuruluşlar, tehlikeli madde miktarları alt eşik değeri aşan ancak üst eşik değere ulaşmayan tesislerdir. Üst seviyeli kuruluşlar ise üst eşik değerleri aşan tesisler olup daha kapsamlı yükümlülüklere tabidir.

BKÖP, kuruluşun büyük endüstriyel kazaları önlemeye yönelik politika, hedef ve yönetim sistemini açıklayan dokümandır. Hem alt seviyeli hem de üst seviyeli kuruluşlar tarafından hazırlanması zorunludur.

Güvenlik Raporu, büyük kaza risklerinin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kontrol altına alınmasına yönelik çalışmaları içeren kapsamlı bir rapordur. Sadece üst seviyeli kuruluşlar tarafından hazırlanması zorunludur.

Evet. Özellikle üst seviyeli kuruluşlar, olası büyük endüstriyel kazalara karşı Dahili Acil Durum Planı hazırlamak, planı güncel tutmak ve düzenli tatbikatlarla etkinliğini test etmek zorundadır.

Kuruluşlar; tehlikeli madde envanterini güncel tutmak, Bakanlık bildirimlerini yapmak, BKÖP ve gerekli durumlarda Güvenlik Raporu hazırlamak, risk değerlendirmelerini gerçekleştirmek, acil durum planlarını oluşturmak, çalışan eğitimlerini sağlamak ve büyük kaza risklerini sürekli olarak kontrol altında tutmakla yükümlüdür.


GEKAP (Geri Kazanım Katılım Payı)

GEKAP (Geri Kazanım Katılım Payı), piyasaya sürülen belirli ürünler için çevresel maliyetlerin karşılanması amacıyla üretici ve ithalatçılardan alınan çevre katkı payıdır.

Plastik poşetler, piller, akümülatörler, lastikler, madeni yağlar, elektrikli ve elektronik ürünler gibi çevresel etkisi yüksek ürünler GEKAP kapsamındadır.

Üretici ve ithalatçılar, piyasaya sürdükleri ürün miktarlarını belirlenen dönemlerde elektronik beyan sistemi üzerinden bildirir.

Ürünleri piyasaya süren üretici ve ithalatçılar GEKAP ödemekle yükümlüdür.

Çevresel kirliliğin azaltılması, geri dönüşümün teşvik edilmesi ve üreticilerin çevresel sorumluluklarının artırılması amacıyla uygulanmaktadır.


KKDİK (Kimyasalların Kaydı, Değerlendirilmesi, İzni ve Kısıtlanması)

KKDİK (Kimyasalların Kaydı, Değerlendirilmesi, İzni ve Kısıtlanması), kimyasalların insan sağlığı ve çevre üzerindeki risklerini kontrol altına almak için uygulanan mevzuattır.

Kimyasal madde üreten, ithal eden veya kullanan tüm firmaları kapsar. Belirli tonaj üzerindeki kimyasal maddeler için kayıt zorunludur.

Yılda 1 ton ve üzeri kimyasal madde üretimi veya ithalatı yapan firmaların kayıt yaptırması zorunludur.

Kimyasalların güvenli kullanımı sağlanır, insan sağlığı ve çevresel riskler kontrol altına alınır ve AB REACH sistemine uyum sağlanır.

Kimyasal madde bilgileri sisteme girilir, risk değerlendirmesi yapılır ve uygunluk sağlandığında kayıt tamamlanır.


Kirletici Salım ve Taşma Kaydı (KSTK)

KSTK Yönetmeliğinin amacı, sanayi tesislerinden kaynaklanan kirletici salımların ve atık taşınımlarının kayıt altına alınması, izlenmesi ve kamuoyunun çevresel bilgilere erişiminin sağlanmasıdır.

Yönetmelik eklerinde belirtilen faaliyetleri yürüten ve eşik değerleri aşan tesisler KSTK kapsamındadır. Tesislerin kapsam durumu faaliyet konusu ve kapasite kriterlerine göre belirlenir.

Hava, su ve toprağa yapılan kirletici salımları ile tesis dışına gönderilen atıkların ve atıksuların miktarlarına ilişkin bilgiler raporlanır.

Beyanların doğru ve zamanında yapılmasından tesis işletmecisi sorumludur. Beyanlar Bakanlık tarafından belirlenen elektronik sistem üzerinden gerçekleştirilir.

Kirletici miktarları ölçüm, hesaplama veya bilimsel olarak kabul görmüş tahmin yöntemleri kullanılarak belirlenebilir. Kullanılan yöntem kayıt altına alınmalıdır.

Doğru veriler; çevresel performansın izlenmesi, ulusal çevre politikalarının geliştirilmesi ve kamuoyunun güvenilir bilgiye erişebilmesi açısından önem taşır. Yanlış veya eksik bildirimler idari yaptırımlara neden olabilir.

İşletmelerin çevresel performanslarını takip etmelerine, kaynak kullanımını iyileştirmelerine, kirletici salımlarını azaltmalarına ve çevre mevzuatına uyum süreçlerini daha etkin yönetmelerine katkı sağlar.


Çevre Hukuku

Türkiye’de çevre hukukunun temel dayanağı 2872 Sayılı Çevre Kanunu’dur. Bu kanun çevrenin korunması, kirlenmenin önlenmesi ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı için temel yasal çerçeveyi oluşturur. Ayrıca ilgili yönetmelikler ve uluslararası sözleşmeler de uygulamada dikkate alınır.

Kirleten öder ilkesi, çevreye zarar veren faaliyetlerin doğurduğu maliyetlerin kirleten tarafından karşılanmasını ifade eder. Bu ilke, çevre kirliliğinin önlenmesi ve sorumluluğun işletmelere yüklenmesi açısından temel bir prensiptir.

Mevzuata uyulmaması halinde idari para cezaları, faaliyet durdurma, izin iptali ve bazı durumlarda adli yaptırımlar uygulanabilir. Yaptırımların kapsamı ihlalin türüne ve çevresel etkisine göre değişir.

Çevre denetimleri Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile yetkilendirilmiş il müdürlükleri tarafından gerçekleştirilir. Denetimlerde izin belgeleri, emisyonlar ve atık yönetimi süreçleri kontrol edilir.

İdari yaptırımlar arasında para cezaları, faaliyet kısıtlamaları, izin iptalleri ve düzeltici tedbirlerin uygulanması yer alır. Bu yaptırımlar çevresel zararların önlenmesini amaçlar.

Çevre kirliliğinden kaynaklanan sorumluluk, kirliliğe neden olan gerçek veya tüzel kişilere aittir. İşletmeler, faaliyetleri sırasında oluşan tüm çevresel etkilerden sorumlu tutulur.


SEÖS (Sürekli Emisyon Ölçüm Sistemleri)

Sürekli Emisyon Ölçüm Sistemi (SEÖS), tesis bacalarından çıkan emisyonların anlık olarak ölçülmesini ve kayıt altına alınmasını sağlayan otomatik izleme sistemidir. Özellikle büyük sanayi tesislerinde çevresel kontrol amacıyla kullanılır.

Büyük yakma tesisleri, yüksek kapasiteli sanayi tesisleri ve emisyon potansiyeli yüksek işletmeler SEÖS kurmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük tesisin kapasitesine ve faaliyet türüne göre belirlenir.

SEÖS verileri, emisyonların mevzuat limitlerine uygunluğunu izlemek, raporlama yapmak ve çevresel performansı değerlendirmek için kullanılır.

Belirli kapasite üzerindeki tesisler için SEÖS kurulumu zorunludur. Sistem, çevre izin süreçlerinin bir parçası olarak değerlendirilir ve sürekli izleme sağlar.

SEÖS verileri mevzuatta belirtilen süre boyunca saklanmak zorundadır ve denetimlerde yetkili kurumlara sunulmalıdır.


SAİS (Sera Gazı Emisyonlarının İzlenmesi Sistemi)

SAİS Tebliğinin amacı, atıksu deşarjlarının sürekli olarak izlenmesi, kayıt altına alınması ve çevre mevzuatına uygunluğunun etkin bir şekilde denetlenmesini sağlamaktır.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından belirlenen sektörlerde faaliyet gösteren ve Tebliğ kapsamında yer alan tesisler, atıksu deşarj noktalarına Sürekli Atıksu İzleme Sistemi kurmakla yükümlüdür.

Tesisin faaliyet konusu ve deşarj özelliklerine bağlı olarak debi, pH, sıcaklık, iletkenlik, çözünmüş oksijen, KOİ, AKM ve Bakanlıkça belirlenen diğer parametreler sürekli olarak izlenebilir.

Sistemden elde edilen veriler, Bakanlık tarafından belirlenen veri aktarım altyapısı üzerinden çevrimiçi olarak Bakanlık veri tabanına gönderilir ve yetkili kurumlar tarafından izlenir.

Evet. Ölçümlerin doğruluğunun sağlanabilmesi için cihazların periyodik bakım, kontrol ve kalibrasyon işlemlerinin yetkili kuruluşlar tarafından gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Arıza durumunda tesis işletmecisi gerekli kayıtları tutmalı, ilgili kurumları bilgilendirmeli ve sistemi mümkün olan en kısa sürede tekrar çalışır hale getirmelidir. Arıza süresince Tebliğ hükümlerine uygun alternatif izleme yöntemleri uygulanabilir.

Sistemin kurulmamış olması, verilerin aktarılmaması, bakım ve kalibrasyon yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi veya yanlış veri bildirilmesi durumunda ilgili çevre mevzuatı kapsamında idari yaptırımlar uygulanabilir.


Sera Gazı İzleme ve Raporlama (IR) Tebliği

Sera gazları, atmosferde ısıyı tutarak küresel ısınmaya neden olan gazlardır. En yaygın olanları karbondioksit (CO₂), metan (CH₄) ve diazot monoksittir (N₂O).

Fosil yakıt kullanımı, üretim süreçleri, ulaşım, enerji tüketimi ve atık yönetimi gibi faaliyetler sera gazı emisyonlarına neden olur.

Bir işletmenin belirli bir dönemde oluşturduğu tüm sera gazı emisyonlarının sistematik olarak hesaplanmasıdır.

Belirli sektör ve kapasitedeki tesisler için sera gazı raporlaması zorunludur. Diğer işletmeler için ise gönüllü olarak yapılabilir ancak kurumsal sürdürülebilirlik açısından önemlidir.

Hazırlanan sera gazı envanterinin bağımsız doğrulayıcı kuruluşlar tarafından kontrol edilmesi ve doğrulanması sürecidir.

İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak, yasal uyumu sağlamak ve işletmenin çevresel performansını iyileştirmek için kritik öneme sahiptir.

Tebliğin amacı, tesis kaynaklı sera gazı emisyonlarının sistematik bir yaklaşımla izlenmesini, hesaplanmasını, raporlanmasını ve doğrulanmasını sağlamaktır. Bu sayede emisyon verilerinin şeffaf, karşılaştırılabilir ve güvenilir olması hedeflenir. Ayrıca ulusal sera gazı envanteri ve iklim politikalarına veri altyapısı oluşturur.

Tebliğ, belirli sektörlerde faaliyet gösteren ve sera gazı emisyonu oluşturan tesisleri kapsar. Enerji üretimi, sanayi prosesleri ve yüksek emisyon potansiyeline sahip üretim faaliyetleri bu kapsamda yer alabilir. Kapsam, tesisin faaliyet türü ve emisyon büyüklüğüne göre belirlenir.

İzleme planı, tesisin sera gazı emisyonlarını hangi yöntemlerle ve hangi veri kaynaklarını kullanarak hesaplayacağını tanımlayan teknik dokümandır. Kullanılacak emisyon faktörleri, ölçüm yöntemleri, veri akışları ve sorumluluklar bu planda detaylandırılır. Ayrıca plan, tesisin faaliyet değişikliklerine göre güncellenmelidir.

Emisyonlar genellikle yakıt tüketimi, hammadde kullanımı ve proses verileri üzerinden hesaplanır. Hesaplamada emisyon faktörleri, kütle denge yaklaşımları veya doğrudan ölçüm yöntemleri kullanılabilir. Seçilen yöntem, tesisin teknik kapasitesine ve mevzuat gerekliliklerine uygun olmalıdır.

Emisyon raporu genellikle yıllık dönemler için hazırlanır ve her yıl Nisan Ayı sonuna kadar Doğrulama işlemleri gerçekleştirilir ve Bakanlığa sunulur. Raporlama sürecinde tesisin bir yıllık faaliyet verileri değerlendirilir ve toplam emisyon miktarı hesaplanır. Süresinde rapor sunulmaması mevzuat açısından uygunsuzluk oluşturur.

Doğrulama süreci, hazırlanan emisyon raporlarının bağımsız doğrulayıcı kuruluşlar tarafından incelenerek doğruluğunun kontrol edilmesidir. Bu süreçte verilerin tutarlılığı, kullanılan metodolojinin uygunluğu ve hesaplamaların mevzuata uyumu değerlendirilir. Doğrulama sonucunda rapor onaylanabilir veya düzeltme talep edilebilir.

Tebliğ hükümlerine uyulmaması durumunda idari yaptırımlar uygulanabilir. Yanlış veya eksik raporlama yapılması, doğrulama sürecinin tamamlanmaması ya da veri sunulmaması halinde tesisin beyanları geçersiz sayılabilir ve ek yükümlülükler doğabilir. Ayrıca çevre mevzuatı kapsamında cezai yaptırımlar gündeme gelebilir.


Sürdürülebilirlik Konuları

Kurumsal sürdürülebilirlik; işletmelerin çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerini dengeli şekilde yöneterek uzun vadeli değer oluşturmasıdır. Bu yaklaşım, doğal kaynak kullanımının azaltılması, çevresel etkilerin kontrol edilmesi ve sosyal sorumlulukların yerine getirilmesini kapsar.

ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) kriterleri, şirketlerin sürdürülebilirlik performansını değerlendirmek için kullanılır. Yatırımcılar ve finans kuruluşları ESG performansını risk değerlendirmelerinde dikkate alır.

Sürdürülebilirlik raporu, bir işletmenin çevresel etkilerini, enerji ve su kullanımını, emisyonlarını ve sosyal performansını açıklayan kurumsal rapordur.

Döngüsel ekonomi, kaynakların mümkün olduğunca uzun süre kullanımda tutulduğu, atık oluşumunun en aza indirildiği ekonomik modeldir.

İşletmelerin sera gazı emisyonlarını düşürmesi, enerji verimliliğini artırması ve yasal uyuma hazırlanması için karbon azaltım stratejileri gereklidir.

Yeşil dönüşüm, işletmelerin çevresel etkilerini azaltmak için üretim, enerji ve yönetim süreçlerini daha sürdürülebilir hale getirmesidir.


ISO 14064-1 Kurumsal Karbon Ayakizi

ISO 14064-1, kuruluşların sera gazı emisyonlarını hesaplama ve raporlama prensiplerini belirleyen uluslararası standarttır. Kurumsal karbon ayak izi çalışmalarında temel referans olarak kullanılır.

Bu standart, emisyon hesaplamalarının şeffaf, karşılaştırılabilir ve doğrulanabilir olmasını sağlar. Aynı zamanda uluslararası raporlama ve doğrulama süreçlerinde kabul görür.

6 Kategoride emisyonlarının hesaplanması ve raporlanmasını kapsar. Tüm sera gazı kaynaklarının sistematik olarak değerlendirilmesini sağlar.

Zorunlu değildir ancak birçok firma karbon ayak izi doğrulama, SKDM uyumu ve sürdürülebilirlik raporlaması için bu standardı kullanmaktadır.

Bağımsız doğrulayıcı kuruluşlar tarafından emisyon hesaplamaları incelenir, veri doğruluğu kontrol edilir ve rapor onaylanır.


SKDM (Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması)

SKDM (CBAM – Carbon Border Adjustment Mechanism), Avrupa Birliği’ne ithal edilen ürünlerin gömülü karbon emisyonlarını dikkate alan bir karbon düzenleme mekanizmasıdır. Amaç, karbon kaçağını önlemek ve AB içi üreticiler ile ithalatçılar arasında karbon maliyet eşitliği sağlamaktır.

İlk aşamada demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre, hidrojen ve elektrik sektörleri SKDM kapsamına alınmıştır. Kapsam zamanla genişletilebilmektedir.

AB’ye SKDM kapsamındaki ürünleri ihraç eden üretici ve ithalatçılar, ürünlerinin gömülü emisyonlarını raporlamakla yükümlüdür.

Üretim süreçlerine ait doğrudan emisyonlar, kullanılan enerji miktarları ve ürün başına düşen karbon yoğunluğu verileri talep edilir.

AB, belirli bir geçiş döneminde yalnızca raporlama yükümlülüğü getirmiştir. Bu süreç 01.01.2026 tarihi itibariyle sona ermiş ve AB’ye SKDM kapsamında giren mallar üzerinden vergi yükümlülüğü getirilmiştir.

SKDM uyumu olmayan firmalar AB pazarında ek maliyetlerle karşılaşabilir veya ihracat süreçlerinde rekabet dezavantajı yaşayabilir.


Su Verimliliği

Su verimliliği, mevcut su kaynaklarının en az kayıpla ve en yüksek faydayla kullanılmasıdır. Amaç, su tüketimini azaltırken üretim ve hizmet kalitesini korumaktır.

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen Su Verimliliği Seferberliği, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini sağlamak, su kayıplarını azaltmak ve tüm sektörlerde verimli su kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla geliştirilen ulusal ölçekte bir çalışmadır.

Çalışma; tarım, sanayi, içme-kullanma suyu ve kentsel su yönetimi dahil olmak üzere suyun kullanıldığı tüm sektörleri kapsamaktadır. Özellikle sulama sistemleri, endüstriyel kullanım ve belediye altyapıları öncelikli alanlar arasındadır.

Tarımda su verimliliği; modern sulama tekniklerinin (damla ve yağmurlama sulama gibi) kullanılması, sulama zamanlamasının doğru planlanması, toprak neminin izlenmesi ve su kayıplarının azaltılması ile sağlanır.

Sanayi tesisleri su kullanımını ölçmek, izlemek ve raporlamakla birlikte proseslerde geri kazanım sistemleri kurmalı, kapalı devre su kullanımı uygulamalı ve su kayıplarını minimize edecek teknik iyileştirmeler yapmalıdır.

Temel amaç, su kaynaklarının sürdürülebilirliğini sağlamak, su stresini azaltmak ve gelecek nesiller için yeterli ve kaliteli suyun korunmasını temin etmektir. Ayrıca iklim değişikliğine uyum ve su güvenliğinin artırılması hedeflenmektedir.


Su Ayakizi

Su ayak izi, bir ürünün, hizmetin veya bireyin doğrudan ve dolaylı olarak tükettiği toplam tatlı su miktarını ifade eden çevresel bir göstergedir. Üretim süreçlerinde kullanılan suyun tüm yaşam döngüsü boyunca etkisini ölçer.

Su ayak izi genellikle üç bileşen üzerinden değerlendirilir: mavi su (yüzey ve yeraltı suyu kullanımı), yeşil su (yağış kaynaklı su) ve gri su (kirleticileri seyreltmek için gereken su miktarı).

Mavi su, nehir ve yeraltı suları gibi tatlı su kaynaklarını; yeşil su, toprakta depolanan yağış suyunu; gri su ise kirleticilerin çevresel standartlara düşürülmesi için gerekli su miktarını ifade eder.

Su ayak izi hesaplaması, ürün veya süreç bazında su tüketim verilerinin toplanması ve yaşam döngüsü değerlendirme (LCA) yöntemleri ile analiz edilmesiyle yapılır. Hesaplamada üretim aşamaları, tedarik zinciri ve tüketim süreçleri dikkate alınır.

Su ayak izi, su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımını değerlendirmek, su risklerini belirlemek ve üretim süreçlerinde su verimliliğini artırmak için önemli bir göstergedir. Kurumların çevresel performansını iyileştirmesine yardımcı olur.

Tarım, gıda, tekstil, enerji, sanayi ve hizmet sektörleri dahil olmak üzere su tüketiminin olduğu tüm alanlarda kullanılabilir. Özellikle su yoğun üretim yapan sektörlerde kritik bir göstergedir.

Su ayak izi; su tasarrufu sağlayan teknolojilerin kullanılması, geri dönüşüm ve yeniden kullanım sistemlerinin kurulması, üretim süreçlerinin optimize edilmesi ve tedarik zincirinde verimliliğin artırılması ile azaltılabilir.


Atıksu Arıtma Tesisleri

Bu tesisler, endüstriyel ve evsel atıksuların çevreye deşarj edilmeden önce arıtılarak kirletici yüklerinin azaltılması amacıyla kurulur. Temel hedef; yüzey ve yeraltı su kaynaklarını korumak, ekosistem üzerindeki baskıyı azaltmak ve çevre mevzuatına uygun deşarj standartlarını sağlamaktır.

Atıksu arıtma tesisleri, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ve ilgili çevre izin-lisans mevzuatı kapsamında zorunlu bir çevresel kontrol unsurudur. Deşarj edilen suyun alıcı ortam standartlarını sağlaması için tesislerin kurulması ve düzenli işletilmesi yasal bir yükümlülüktür.

Bu tesisler genellikle çevre izni ve/veya çevre izin ve lisans süreçlerine tabidir. Deşarj izni, emisyon izinleri ve gerektiğinde geri kazanım/bertaraf lisansları bu süreçlerin bir parçasıdır. İşletmeler düzenli olarak denetlenir ve uyum durumları kontrol edilir.

Atıksu arıtma tesislerinde enerji teşviki, enerji tüketimini azaltan veya enerji geri kazanımı sağlayan yatırımların devlet destekleri, hibe programları veya verimlilik artırıcı mekanizmalar kapsamında değerlendirilmesidir. Amaç, arıtma süreçlerinde enerji maliyetlerini düşürmek ve sürdürülebilirliği artırmaktır.

Bu teşvikler genellikle enerji verimliliği mevzuatı, çevre yatırımları destek programları ve sanayi tesislerine yönelik enerji tasarrufu uygulamaları kapsamında uygulanır. Atıksu konulu çevre izni bulunan ve arıtma tesisine bağlı sayaçları tesisten ayrı olan firmalar enerji teşviğinden yararlanabilir.

Yetersiz arıtma, alıcı ortamda ciddi su kirliliğine, ekosistem bozulmasına ve insan sağlığı açısından risklere yol açabilir. Ayrıca çevre mevzuatı kapsamında idari para cezaları, faaliyet durdurma ve ek yaptırımlar uygulanabilir.

Uyum; düzenli numune alma, online izleme sistemleri, periyodik bakım, proses optimizasyonu ve mevzuata uygun deşarj limitlerine uyum ile sağlanır. Ayrıca Sürekli Atıksu İzleme Sistemleri (SAİS) gibi dijital izleme altyapıları da bu sürece destek olur.

Bu tesisler su kaynaklarının korunması, döngüsel su kullanımının desteklenmesi ve çevresel kirliliğin azaltılması açısından kritik rol oynar. Aynı zamanda endüstriyel faaliyetlerin sürdürülebilir şekilde devam edebilmesi için temel çevresel altyapıyı oluşturur.